• https://www.facebook.com/tetaileandasifa
  • https://www.twitter.com/theta_ile_andasifa
  • https://www.instagram.com/theta_ile_andasifa

                                                                                                             

Suçluluk ve Ceza Döngüsü

Suçluluk ve Ceza Döngüsü

 

Suçluluk duygumuz karşı tarafın beklentisini karşılamadığımızda açığa çıkar.

Bu duygu yaptığımız hatalardan değil yapmadıklarımızdan dolayı görünür.

Birine “hayır” dediğimizde, iyilik yapmadığımızda, ilgilenmediğimizde, birinin beklentisini karşılamadığımızda, kendimize öncelik verdiğimizde açığa çıkar.

Suçluluk duygumuz daima ceza peşindedir.

Acı çekiyorsanız, bedeninizde ağrılarınız varsa suçluluk duygunuz aktif olmuştur ve kendinizi cezalandırıyorsunuzdur. Bu duygunun kökleri ilk ilişkilerimizden gelir. Sınırlarını korumak, mesafeli olmak beraberinde suçluluk duygusu getirebilir.

Kendin olmanın suçluluğu

Ben bunu istemiyorum dersen diğerleri tarafından suçlanma korkusu kendimiz olmayı engeller. Çünkü daha önce benzer denemelerimiz olmuştur. Doğduğumuz, ilk evimizde ben dediğimizde negatif geri dönüşler almışızdır. Örneğin, bir konuda ben bunu istemiyorum dediğimizde anneniz size küsmüştür ya da babanız kızmıştır, cezalandırmıştır, kendinizi duygusal olarak sevgiden, yakınlıktan mahrum hissetmişsinizdir. Bu tekrar tekrar olduğu için sizin normaliniz haline gelmiştir. Çok küçük yaşlarda suçluluk duygusunu içselleştirirsiniz. Suçlanmamak için seçimlerinizi küçültürsünüz, azaltırsınız, sesinizi kısarsınız.

Suçluluk duygusunu yoğun yaşayan danışanlarım seanslarda kendilerini ifade etmekte zorlanır. Bir bedel ödeyerek satın aldıkları zaman diliminde kendilerini ifade etmeye layık görmezler. Yanlış anlaşılmaktan, hata yapmaktan öylesine korkarlar ki bu beden dillerine, seçtikleri kelimelerine yansır. Kimseye yük olmak istemezler. 

Bu duyguya çok fazla maruz kaldığımızda ilerleyen yaşlarda ilişkilerinizde kendimiz olmakta zorlanırız. Başkalarının onaylayacağı seçimler yaparız. Bu duygunun yoğunluğuna göre farklı seçimler yapma cesaretimiz ya çok azdır ya da hiç yoktur.

Suçluluk duygumuz baskın olduğunda;

Huzurlu olmak suçtur, rahatlamak suçtur, mutlu olma suçtur, özgür olmak suçtur, sevmek suçtur, hayattan keyif almak suçtur, geçmişin yüklerini bırakmak suçtur, kendi isteklerine öncelik vermek suçtur. Kendimizi iyi duygulara, iyilik haline layık görmeyiz. İyilik halimiz kısa sürer ve bir şekilde kendimizi cezalandırırız. İşlerimiz bozulur, ilişkilerimizde sorunlar çıkar, maddi kayıplar yaşarız. İçsel cezalandırıcımız bizi hiç bırakmaz. İçinizde batan bir gerginlik vardır. 

Suçluluk duygumuz yoğun olduğunda, içimizden geldiği gibi davranmadığımızdan gerçek/ yakın ilişkilerimiz olmaz. İçimizden geldiği gibi değil de olması gerektiği gibi davrandığımız için çevreye sahte bir enerji yayarız. İnsanlar bizi ketum olarak görür. Bu durum bizim yakın ilişkiler kurmamızı zorlaştırır. Benzer enerjiler benzeri çektiği için alanımıza sahte, yapmacık, yüzeysel insanlar gelir. Dışarıda düzgün insan yok, samimi arkadaş yok, düzgün adam yok derken kendimize bir bakalım. Biz gerçekten dışarıda aradığımız kriterlere sahip miyiz? Bu soruya verdiğmiz samimi, gerçek bir cevap ilişkilerimizi değiştirir. 

Suçluluk duygunuz uzun süre biriktiğinde, içinizde öfke birikir. Bu duygunuzu açığa çıkaran insanlara karşı yoğun öfke hissedersiniz. Sizi anlamadıkları ve sizi sıkıştırıp duygusal olarak zorlandıkları için. Anne, babanıza karşı öfkeliyseniz bu duygunuz aktiftir.

Sesli olarak bunu söyleyemezsiniz. Bu döngü bir günde oluşmaz. Çocukluğunuzdan beri diğerlerinin duyguları sizden daha önemli oldu. Yıllar boyunca ilişkilerinizde hep kendi duygularınızı bastırmayı öğrendiniz. Ki bu duyguları bebeklik, çocukluk çağlarında öğreniriz.

Aradan yıllar geçti ve şimdi büyüdünüz. Bugün ebeveynlerinizi suçlamanın tarihi geçti.
Onlar bildikleri kadarını verdiler İçinizde size iyi gelmeyen, hatta zarar veren ebeveyn seslerini kısmak sizin özgür iradenize kalıyor. Annesini üzdüğü için kendisini suçlayan 6 yaşındaki çocuk değilsiniz. Ve kendinizi maddi, manevi olarak cezalandırmak akıllıca değil bugün. 

Okurken çok çocukça ve saçma gelebilir. Ama birçok yetişkin hala anne babasını suçluyor. Böyle yaparak kendilerini kurban, çaresiz konumda tutuyorlar. Bunun en alttaki duygusal kodlarına baktığımızda ilişkileri bu sayede devam ediyor. Tanıdık olan güvenli olduğu için geçmişle bağları devam ediyor. Yeni olan senaryolar tehlikeli ve korkutucu geliyor.

Geçmişi anlamak ve geçmişe takılmak çok farklıdır.

Birçoğumuz geçmişin enerjisine takılı yaşıyor. Yaşlarımız büyüse de duygusal/ enerjik olarak çocukluk çağlarımızda takılı kalıyoruz. Bunu da verdiğimiz saçma tepkilerden, sürekli şikayetten, diğerlerini suçlama halimizden, tembelliğimizden, sorumluluk alamayışımızdan, mutsuzluk, huzursuzluk halimizden görebiliriz. Yatıştırılmayı bekleyen bir çocuk rolünde yaşarız.

Biri gelsin ve bizi anlasın, sorunlarımızı çözsün, sakinleştirsin beklentisi ile bekleriz. Yıllarca bekleriz ama hiç kimse gelmez. Kimse gelmeyecek. Beklediğimiz kurtarıcı biziz. Kendimize ebeveynlik yapacak kişi, aynada gördüğümüz kişidir bugün.

Peki bu duygumuz açığa çıktığında ne yapalım?

Öncelikle şunu hatırlayın, bu duyguya saplanırsanız insanlar sizi yönetirler. Başkalarına öncelik verip her zaman kendinizden, zamanınızdan, enerjinizden vermeniz gerekir. Suçlanmamak için, kimse sizi dışlamasın, çatışma çıkmasın diye içten içte kendinizi cezalandırırsınız. Bu döngü uzun yıllar devam ettiğinde bedeninizde hastalıklar açığa çıkar. Bilinçli olarak duygunuzu yönetmeyi, sağaltmayı öğrenmeniz gerekir. Bu lüks değil çok temel bir konu.

Sevdiğim bir hikaye var. Eski zamanlar, şehrin girişinde, surların dibinde bir meczup dururmuş, gelene sorarmış nasıl bir yerden geliyorsunuz? Cevap veren derse ki; çok kötü berbat bir yerden geliyorum. Meczup dermiş ki; burası da öyle çok kötü, çok fena bir yer. Gelen kişi derse ki; çok güzel, ferah bir yerden geliyorum. Meczup dermiş ki; burası da aynen öyle çok güzel, ferahlık dolu bir yer. Yani kendinde, içinde ne taşıyorsan gittiğin yere de onu götürürsün.

 

Dışarıda, dış dünyada ne yaparsak yapalım, nereye gidersek gidelim gün sonunda içimizde ne varsa dış çevremizde aynısı olacak.

Biz kendi içimizde çalıştıkça, iç dünyamızda iyileşiyor, güzelleşiyor Allahın izniyle.

 

Esra Gündüz

Şişli - Mart 2026

 

 

 

  
42 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın